ilgi eğitim danışmanlık

Anasayfa Makaleler KONUŞARAK ANLAŞABİLİYOR MUYUZ?

KONUŞARAK ANLAŞABİLİYOR MUYUZ?
Perşembe, 19 Mart 2009 14:31

- KONUŞARAK ANLAŞABİLİYOR MUYUZ?
- “O DA NE DEMEK?” DİYE SORMAYIN. GÖKTÜRK BELEDİYESİ’NİN DÜZENLEDİĞİ İLETİŞİM PANELİNDE BU SORUYA CEVAP VEREN NLP UZMANI FATMA TAŞ “HAYIR” CEVABI VERDİ.
- TAŞ BUNA SEBEP OLARAK “KENDİMİZİ TANIMIYORUZ. BİRBİRİMİZİ SEVMİYOR VE DİNLEMİYORUZ. KORKULARLA YAŞAYIP BİRBİRİMİZLE İLETİŞİM KURDUĞUMUZU ZANNEDİYORUZ” DEDİ.
 

Göktürk Belediyesi yaşam koçu Fatma Taş ve bölge halkını “Aile İçi İletişimde Kör Noktalar” isimli panelde buluşturdu.

Günümüzde iletişim denildiğinde ya cep telefonu ya da e-mail’lerin akla geldiği bir dünyada aile fertleri arasında yaşanan kopuklukların ne kadar acı olduğu bir kez daha göz önüne serildi.

“Olur mu öyle şey”
demeyin.Bakın hangi konularda eşimizle, çocuklarımızla, aile büyükleri ile çarpıştığımız kör noktalarda başımızı gözümüzü yarıyoruz.

Sonra da “Yok yere birbirimizi üzdük” diyoruz.

Göktürk Magazin bu paneli takip etti ve bakın nasıl şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıktı.

Yaşam koçu Fatma Taş’ın davetlilere ilk sorusu “İletişim nedir” oldu.

Katılımcılar bir çok cevap verdi.

Ama Taş bakın bu soruyu nasıl yanıtladı?

“Karşılıklı diyalog kurarak iletişim sağladığımızı sanıyoruz, ama yanılıyoruz. Sessiz iletişim dediğimiz bir konu var. Mesela gülmek. Bir kişinin tebessüm etmesi tarafların arasındaki enerjiyi her zaman arttırır. Eğer ortada bir problem varsa bir gülüş bin problemi bir anda ortadan kaldırır. Bazen bir (Merhaba) sözü iletişimi sağlar. Bunu söylediğiniz kişi ister tanıdık olsun, ister yabancı. Mutlaka faydasını görürsünüz. Amerika’da bulunduğum süre içinde gözlemlediğim hadise buydu. Sokakta göz göze gelen herkes birbirine (Hi) diyor. Biz şimdi komşularımızla bile selamlaşmıyoruz. Asansörden iniyoruz, biniyoruz selamlaşma yok yardımlaşma yok. Ya beden dili? İletişim kurarken beden dilimizle olumlu mesajlar vermeliyiz. Rolü ve modeli ilişkilerde çok büyüktür”

BİRBİRİMİZİN FARKINDA MIYIZ?

Fatma Hanım bizleri anlatırken salonda bulunan herkes onu pür dikkat dinliyordu.

Ve sırada bir hikayesi vardı.

“Dinleyin” dedi ve bakın neler anlattı, ne dersler verdi.

“Beyefendi o kadar çok yorgun ki şehrin kalabalığı, üstüne üstüne gelen binalar, iş hayatı ekonomik sıkıntılar ve insanlara ulaşmanın getirdiği zorluk. (Yeter artık) diyor. (Şimdi her şeye ara vereceğim ve şehrin dışına çıkacağım) diyor. Ve o yeni aldığı son model arabası ile yola koyuluyor. Radyoda açtığı müziğin keyfini çıkarıyor. Zaman akıp giderken (Tak) diye gelen bir ses aniden frene basmasına sebep oluyor. Duran arabadan iniyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Gördükleri karşısında şaşırır kalır. Arabanın kaputunda kocaman bir delik vardır. Çok sinirlenir. Geriye döner bakar geldiği yolda küçük bir çocuk vardır. Çok kızgındır. Çocuğu yakalar ve hırpalamaya başlar. (Neden taş attın, niçin arabamı mahvettin) diye. Çocuk çok masum (Afedersiniz beyefendi özür dilerim kimse duymadı ki) der ama nafile. Tokatlar havada uçuşurken yavrucak (Lütfen beni dinler misin) dercesine eliyle bir çukuru gösterir. (Amca abim aşağıda lütfen yardım eder misin) der. Beyefendi bir bakar tekerlekli sandalye içinde ters dönmüş bir başka çocuk. Birden kendine gelir (Ne oldu) der.(Amca bir saat oldu abim aşağıya düşeli. O kadar arabaya el salladım ama kimse durmadı. Hopladım, zıpladım mecbur kaldım taş atmaya). Adam özür diler, mendilini çıkartır ve gözyaşlarını siler. Yavaş yavaş gider çocuğu omzunda taşır ve abisini çukurdan çıkartır. Ve çocuğu sessiz şekilde alır uzaktaki köye doğru yola koyulurlar. Köye geldiklerinde içi cız etmektedir. Ne iş ne para ne stres ne gerginlik. Ne yapıyoruz, nereye gidiyoruz etrafımızda ki insanları neden duyamıyoruz. Aileden özür diler. Çocukları duymadığı, iletişim kuramadığı için ve söz verir çocuğa otomatik araba alır ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılar.

Ve arabayla koca şehre doğru yol alırken içinde bir sürü karmaşalar vardır. Çok mutsuzdur huzursuzdur. İnsanlığı adına içinde bir sürü çatışma vardır. Ve tamirciye gelir (Lütfen şu taşlara çarptığım yerleri tamir edin. Ama çok rica ediyorum kapıdaki deliğe dokunmayın ben onu her gördüğümde dünyam daha farklı olacak kendi hayatımı fark etmeye başlıyorum) der. Biz o atılan taşın, o sallanan elin (Hey beni de gör, bana bak) diyen söz sahibinin farkında mıyız?

Maalesef daha benciliz ego noktasında çok ileri gittik. Öz benliğimizin dışında narsisliğe kadar giden egolarımız o kadar çok ki. Kendi içimizde özgürleştik derken insanlığımızı kaybettik.
B yüzden İstanbul’da 15 milyon insan büyükşehir yalnızlığı yaşıyor. Bu gerçekten çok korkunç.
 Ben Göktürk Belediye Başkanı Mustafa Bey’e teşekkür ediyorum. Çünkü bu kadar güzel insanları buraya getirerek destek verdi.

Konuşuyoruz da nice konuşuyoruz. Ama karşınızda ki insanın doğrusu ne, benim doğrum ne, bu bilinci tam birbirimize iletişim kurarak anlaşabiliyor muyuz burası çok önemli.
Ya evlilikler? Keşkelerle, amalarla bitiriyoruz. Tahammül edemiyoruz çekip gidiyoruz.

VE KÖR NOKTALAR

Yaşam koçu Fatma Taş korkuların insan hayatı üzerindeki etkisine de değindi.
Taş örneklerle süslediği konuşmasında “Korku Türk toplumunun bir programı, bir parçasıdır” dedi ve ekledi.
“Hep korkarız. Ya da korkutuluruz. Kocadan, babadan, öğretmenden, polisten ve daha nicelerinden. Bu bir baskı programıdır. Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey değer vermektir. Sonra önemsenmek duygusu, yeterlilik duygusu, özgüven duygusu, güven duygusu.en büyük ihtiyacımızın 5 tanesini saydık. Peki biz bu değer konusunda kendimize değer verebiliyor muyuz? Önce kendi kimliğimize yani özbenliğimize sahip çıkmalıyız. Kollarınızı açtığınızda içerideki boş alan size ait. Orada salt öz benlik var, biricikliğimiz var. Saflığımız ve duruluğumuz var. Bu dairenin içine elalemi alırsam başkalarını doldurursam rahat olabilir miyim? Öz benliğim kalır mı?

Çocuklarla iletişimdeki kör noktalardan bir tanesi de kimlik çizmek yani özünü çizmek. Aptalsın, salaksın bu sözcükleri çocuklarınıza kullanıyorsanız kimliklerini çizersiniz. Çocukluk döneminde çocuklarınıza hakaretvari öz kimliğini çizdiyseniz çocuğunuzun kanatlarını kırarsınız göz bebekleri ve enerjisi düşer öz güvensizlik yaşar.  
Çocuğunuzu dışarı çıkmasını sinemaya gitmesini sosyal aktiviteler yapmasına izin vermelisiniz. Çünkü bilgisayar çocuğunuzun beyin programlarını bozuyor.

VE SON SÖZ

Sırada Fatma Taş’ın tavsiyeleri var. Yaşam koçu “Herkes kendisi ile barışık olmalı. Karşısındakini dinlemeyi bilmeli. İster eşinizle, ister bir başkası ile konuşurken kuracağınız cümlelere dikkat etmeli, sinir ve stresten uzak durmalısınız. Bu de size birçok hastalığa veda etmeniz anlamına gelecektir. Hayatta ve ayakta kalmayı istiyorsanız tavsiyelere kulak verin. Zira yarın çok geç olabilir” dedi.

Taş’ın söyledikleri hepimizin için geçerli.
Nice sağlıklı günlerde, nice güzel iletişim kuracağımız günlerde birlikte olmak ümidi ile….

İlgi Eğitim Danışmanlık
Aile Danışmanı ve NLP Uzmanı
Fatma Taş Tel:  (0216) 567 69 80
Gsm: (0535) 777 85 49
 

Fatma TAŞ


Aile Danışmanı, Davranış Bilimci, Psikoloji (Yüksek Lisans) , Yazar, Kişisel Gelişim Danışmanı, NLP Eğitmeni, Yaşam Koçu ve şirketin kurucusudur.

İLGİ EĞİTİM DANIŞMANLIK

Fahrettin Kerim Gökay Caddesi Çamtepe Sokak No:2 Kat:5 Daire:13 Corner Palas Apt.  Göztepe/Kadıköy  İSTANBUL Tel: 0216 567 69 80 Email: bilgi@ilgidanismanlik.com